Prometheus Hikayesi

Prometheus

Yunan mitolojisinde Prometheus (Προμηθευς), Epimetheus, Atlas ve Menoitios (Menoetius) ile birlikte, Titan Iapetos'un Okeanid Asia'dan veya Klymene'den doğmuş dört oğlundan biridir. İsmi "önsezi, basiret" anlamlarına gelen Prometheus, zekası ve kurnazlığıyla ünlü, tanrılara karşı insanlığın yararına çalışmış bir kahramandır aynı zamanda. Bazı mitlerde insanlığı balçıktan biçimlendirdiği söylenen Prometheus, ölümlülerden uzak tutulan ateşi tanrılardan çalıp insanlara verince Zeus onu korkunç ve ebedi bir cezaya mahkum eder. Bu ceza uyarınca Kafkas Dağları'nda büyük bir kayaya zincirlenen Prometheus'un ciğeri ya da yüreği, her gün bir akbaba tarafından sökülüp yenmekte; sökülen ciğer geceleyin kendini yenilediği için de bu işkence sürgit devam etmektedir. Ta ki nesiller sonra bir gün Herakles çıkagelip Prometheus'u - elbette Zeus'un rızasıyla - kurtarıncaya kadar. Prometheus efsanesi, mitolojiye göre Zeus'un emriyle tanrılar tarafından var edilmiş ilk kadın olan Pandora'nın hikayesiyle de iç içe geçmiş, çok popüler bir hikayedir. Prometheus'un kardeşi olduğu halde onun tam zıddı, alık Epimetheus ile evlendirilen Pandora, gerçekte insanlığın başına felaket getirmesi için öne sürülmüş bir Truva Atıdır. Mitolojiye göre, Prometheus'un çocukları, Zeus'un büyük tufanından babasının yardımıyla kurtulan, meşhur Deukalion, bir de ilahi intikam tanrıçası Nemesis'in tevazuyu temsil eden eşlikçisi Aidos'tan ibarettir.

Prometheus Efsanesi

Prometheus Kimdir?

Titan Iapetos'un akıllı ve cesur oğlu Prometheus, her şeyden önce kan bağı itibarıyla bir Titandır, fakat yine de Titan sayılmaz. Neden? Çünkü Prometheus'un başka özellikleri, bilhassa da tanrılar karşısında insanlıktan yana aldığı tavır ağır basar. Öte yandan, Olympos tanrılarının Titanlarla savaşında Prometheus'un Titanların safında yer almadığı da söylenir. Prometheus söylencesi, kuşkusuz sonu "suç ve ceza"ya bağlanan, kahramanca bir isyan ve cesaret hikayesidir, ama aslında her şey masum gözüken, küçük bir kurnazlık gösterisi ile başlamıştır. Efsaneye göre Prometheus, kestiği bir boğanın etini Zeus'u sınamak amacıyla iki kısma ayırır: İlk kısımda, etin en iyi taraflarını boğanın yüzülmüş derisinin içine tıkıştırıp derinin üstüne de işkembeyi koyar; ikinci kısmı ise kalın bir yağ tabakasının altında gizlediği, etinden sıyrılmış kemiklerden oluşturur. Bu iki parçayı birer bohça gibi Zeus'un önüne koyup tanrılar kralından bir seçim yapmasını ister. Zeus, Prometheus'un niyetini ve kendisine oynamaya kalkıştığı oyunu sezmekle birlikte, aldanmış gibi yaparak işkembe ve derinin altına gizlenmiş eti değil de üstü iştah kabartan, yağlı bir görünümle kamufle edilmiş kemikleri seçer. Zeus elbette çok kızmıştır; o kızgınlıkla, yemeklere asıl tadını ve hijyenini veren ateşi insanlara men etmeye karar verir. Zeus'un Prometheus'a kızıp da neden insanları cezalandırdığını sorabilirsiniz; bunun nedeni, Yunan mitolojisinde insanlığı balçıktan var edenin Prometheus olduğuna inanılmasıdır. Aslında bu görev, insan soyunun en başlarında ya da Deukalion Tufan'ından hemen sonra, Zeus tarafından Athena ile Prometheus'a verilmiştir. Buna karşın, asıl işi Prometheus yapmış, Athena daha çok ona danışmanlık veya gözetmenlik etmiştir. Yine de sanattaki tasvirlerinde sıkça yan yana getirildiklerini gördüğümüz Athena ile Prometheus arasında başka türlü bir bağ da var gibidir. Bu bağ, bir zanaat ilişkisinden ibaret olabileceği gibi, bazı kaynaklarda iddia edildiği gibi bir aşk ilişkisi de olabilir. Bu tür kaynaklarda Prometheus'un aslında Athena'ya duyduğu aşk-ı memnu (yasak aşk) yüzünden cezalandırılmış olduğu dahi söylenir.

Pandora'nın Kutusu

Her neyse, açtığımız bu genişçe parantezi kapatıp tekrar hikayemize dönelim. Prometheus, bir nevi kendi çocukları sayabileceğimiz insanların ateşten mahrum kalmalarına seyirci kalamaz ve ateşi ölümsüzlerden çalarak yeniden insanlara armağan eder. Bunun üzerine Zeus, insanlığı cezalandırmak üzere ikinci bir operasyona girişerek Hephaistos'a balçıktan bir kadın meydana getirmesini buyurur. Pandora adlı bu kadın, mitolojide bazen "ilk kadın" diye de geçer, fakat öyle olmaması, Pandora hikayesinin Prometheus efsanesi ile ilişkisi bakımından akla daha yatkındır. Pandora'ya daha çok, insanlığın başına felaket getirmesi için tanrılar tarafından tasarlanmış bir tür Truva Atı diye bakmak lazım. Bu arada Prometheus da cezasız kalmaz ve hem bitimsiz hem de dayanılmaz bir işkenceye tabi tutulmak üzere Kafkas Dağları'ndaki büyük bir kayaya zincirlenir. Prometheus'un ciğerleri ya da yüreği, her gün bir akbaba veya kartal tarafından sökülüp yenmekte, sökülen ciğer geceleyin kendini yenilediği için de bu işkence sürgit devam etmektedir. Prometheus, zincire vurulmadan önce, kardeşi Epimetheus'u, Zeus'tan kendisine teklif edilecek hiçbir şeye yanaşmaması konusunda uyarmak fırsatını bulmuştur. Gelgelelim, Epimetheus, kardeşi Prometheus kadar uyanık ve zeki değildir, tersine, gayet alık biridir. Bu yüzden, kardeşinin ikazlarını hiçe sayarak, Zeus'un Hermes aracılığıyla ayağına gönderdiği Pandora'yı bir eş olarak kabul eder. Pandora'nın bir gelin olarak hazırlanıp donatılmasında neredeyse bütün tanrılar el birliği ile çalışmışlardır, zaten Pandora ismi de "baştan aşağıya donatılmış, herkes kendisine bir şeyler vermiş" anlamına gelir. Hesiodos'un "İşler ve Günler"de anlattığına göre, Athena Pandora'ya örgü-dikiş öğretir; Afrodit ona özlenecek, peşinden koşulacak bir güzellik bağışlar; Hermes, Pandora'ya konuşmayı, daha doğrusu insanları sözle ustaca kandırmayı öğretir, ayrıca onu utanmak sıkılmak bilmeyen, düzenbaz bir insan yapar; sonra Athena Pandora'yı bir güzel giydirir, ikna perisi Peitho ile letafet perileri (Kharites) onun güzel boynunu altın gerdanlıkla süslerler; mevsim tanrıçaları (Horai) başını taze bahar çiçekleri ile taçlandırırlar. Bütün bu işlemlerden sonra Hermes, onun adını koyar: Pandora. Ona bu ismi uygun görmüştür, çünkü Pandora'ya bütün Olymposlular kendilerinden bir şeyler katmışlardır. İşte tanrıların özene bezene hazırladıkları, böylesine olağanüstü bir kadınla evlendirilmek istenince Epimetheus, bir yerde biraz da doğal olarak karşı koyamamıştır. Pandora, insanlığın başına nasıl bir felaket açıyor pek iyi? Bizde "Açma kutuyu, söyletme kötüyü" diye bir laf vardır ya, aynen o şekilde! Efsaneye göre Pandora, Epimetheus'a, esasında koca bir "küp" (pithos) olan bir "kutu" ile gelmiştir çünkü. Pandora, Zeus'un, kendisine evlilik hediyesi olarak verdiği, ama açmamasını tembihlediği bu kutuyu merakına yenik düşüp de açınca insanlığın görüp görebileceği tüm illet ve musibetleri de istemeden serbest bırakmış ve insanların başına musallat etmiş olur. Serbest kalan kötülükler arasında hastalıklar, meşakkatli uğraşlar ve Keres adı verilen dişi ölüm cinleri bulunmaktadır ki bu sonuncular, kazara ölümlerden tutun da, savaş, kıyım, ağır hastalık vb. nedenlerle meydana gelen, acılı ölümlere varıncaya kadar, hemen her tür ölümden sorumlu olan mitolojik varlıklardır. Hesiodos, Pandora kutusunu açmadan evvel, insanların her türlü illet ve musibetten uzak yaşadıklarını söylemektedir. Ne yazık ki "kediyi öldüren merak" sonucu, insanlığın kaderi de bir daha tersinemez bir biçimde, ebediyen değişmiştir. Bu hikayede sevindirici olan ya da bir teselli sayılabilecek tek bir şey vardır, o da Pandora'nın kutunun (küpün) kapağını tekrardan kapattığında "umut" (Elpis) adlı iyiliğin kutunun içinde kalmış olmasıdır. O günden beri umut, Pandora'nın kutusunda kalan yegane şey olduğu gibi, çoğu zaman insanlığın da sarıldığı en büyük güç olmuştur.

Pandoranın kutusu

Prometheus'un Herakles Tarafından Kurtarılması

Gördüğümüz gibi, Prometheus'un insanlara ateşi geri kazandıran cüreti sadece kendi başını yakmakla kalmadı, insanlığın başına da binbir çorap ördü. İyi ama, hikaye burada bitti mi? Tabii ki hayır. Anlaşılan o ki Prometheus vaktiyle nasıl insanlık için kan ağlamışsa insanların gönlü de onun ilelebet işkence görmesine el vermemiş, zamanı geldiğinde en büyük kahramanlarını hemen Kafkas Dağları'na yollamışlar. Bu iş çok sonra olmuş gerçi, aradan nesiller gelip geçmiş, o zaman zarfında da Prometheus zalim akbabanın elinden çok çekmiş. Ama yine de acıları dinmiş sonunda. Eh, bu büyüklüğü yapmak, akbabayı öldürüp Prometheus'u zincirlerinden kurtartmak, Yunan mitolojisinde büyük kahraman Herakles'e düşmeyecekti de kime düşecekti? Yine de Herakles bu kurtarma operasyonunu aklına öyle estiği veya canı öyle istediği için yapmış değildir. Hayır, Zeus'un rızası olmasa Herakles dahi böyle bir işin altından kalkamazdı. Zeus nasıl razı oldu peki, sonuç olarak Prometheus'u bu ebedi cezaya mahkum eden, tanrılar kralının bizzat kendisi değil miydi? Öyleydi; fakat unutmayalım ki Herakles de nihayet Zeus'un oğludur ve Zeus'un, bu kahraman oğlu ile ilgili, ona ölümsüzlük bağışlayıp Olympos'ta, kendi yanında yer göstermek gibi bir takım niyetleri vardır. Zeus'un bu niyetlerini gerçekleştirebilmesi için Herakles'in ölümsüz bir kahraman olduğunu öncelikle yedi düvele ispat etmesi gerekiyordu. Zeus, kendi oğlu olsa bile, Herakles'e ancak bu tür büyük kahramanlıklardan sonra ölümsüzlük bağışlayabilirdi. İşte Zeus'un Prometheus'un Herakles tarafından kurtarılmasına ses çıkarmamasının arkasında, oğlunun geleceği ile ilgili bu niyetleri yatmaktadır.

Deukalion Tufanı

Prometheus efsanesi, Prometheus'un zincirlerinden kurtulmasıyla da bitmiş sayılmaz. Çünkü Zeus-Prometheus çekişmesinin son bir raundu daha vardır ve bu raund, Prometheus'un oğlu Deukalion (Deucalion) ve Pandora'nın kızı Pyrrha ile Zeus arasında geçecektir. Efsanenin bu şekilde bir sonraki kuşakta da bir biçimde devam etmesi ilginçtir; ama belki bundan da ilginç olan, Amerika kıtasından tutun da Hindistan ve Mezopotamya'ya varıncaya kadar, dünyanın hemen bütün mitolojilerinde bulunan "tufan" konusunun Yunan mitolojisine de Deukalion hikayesiyle birlikte geçmiş olmasıdır.

Deukalion ile Pyrrha

Prometheus'un oğlu Deukalion ile Pandora'nın kızı Pyrrha, mitolojiye göre, kuzey Yunanistan'daki Lokris, Malis, Phthiotis ve Thessalia yörelerinin ilk kral ve kraliçesidirler. Yunan mitolojisine göre, dünyaya bugüne kadar beş insan ırkı gelmiştir. Bu insan soyları, tarihi sırasıyla, altın ırk, gümüş ırk, bronz ırk, kahraman ırk, nihayet günümüzü de kapsayan demir ırktır. Kronos zamanında tarih sahnesine çıkan altın ırktan geriye neslin devamını sağlayacak herhangi bir birey kalmamıştır. Altın ırkı izleyen gümüş ırk, Zeus'un egemen olduğu dönemde, Prometheus tarafından balçıktan meydana getirilen insanların ırkıdır. Gümüş ırkın bireyleri, Melia veya Meliai diye adlandırılan dişbudak ya da üvez ağacı perileri ile evlenmek suretiyle, soylarını bronz ırk olarak sürdürmüşlerdir. Dişbudak perilerinin, hadım edilen Uranos'un Gaia (yer) ile buluşan kanından türediklerini hatırlayalım. Böylece bronz ırk, Yunan mitolojisinde, dünyaya doğum yoluyla gelmiş, hem erkek hem de dişi bireylerden oluşan ilk insan soyunu ifade ediyor. Gelgelelim, bu bronz ırk ahlaken epey bozulduğu için, Zeus, onları büyük bir tufanla yok etmek yoluna gidiyor. Bu büyük tufan felaketinden yalnızca Deukalion ile Pyrrha, o da Prometheus'un onları yaklaşmakta olan afet karşısında uyarması sayesinde kurtulmuşlardır. Deukalion ile Pyrrha, Prometheus'un sözünü dinleyip sal niyetine kullanacakları bir sandık yaparlar, sonra da o sandık sayesinde yüzerek Parnassos Dağı'nın zirvesine - ki sular altında kalmamış belki de tek yerdir - ulaşırlar. Bundan sonra Zeus suları tekrar alçaltır, Poseidon da geniş Thessalia ovasının üzerinde birikmiş suları, dağları ikiye bölüp açtığı vadiler üzerinden denize boşaltır; böylece tufan tamamen dinmiş olur. Zeus'a şükranlarını sunan Deukalion ile Pyrrha, bir Themis tapınağının kahinine ne yapmaları gerektiğini danışırlar. İnsan soyu tekrardan nasıl çoğalacaktır? Kahin onlara bir bilmeceyi andıran şu sözlerle yanıt verir: "Başınızı, gözünüzü örtün ve annenizin kemiklerini omuzlarınızın üzerinden arkanıza atın". Deukalion ile Pyrrha, kahinin "annenizin kemikleri" sözüyle taşları ima ettiğini anlarlar, çünkü anneleri Gaia'dan, yani yeryüzünden başkası değildir. Deukalion ile Pyrrha'nın toplayıp omuzlarının üzerinden arkaya doğru attıkları taşlar, gerçekten de birike birike insanlara dönüşürler. Deukalion'un attığı taşlar erkek, Pyrrha'nın attığı taşlar ise kadın neslini oluşturur. Bundan başka, Deukalion ile Pyrrha'nın pek çok çocuğu olur. Bunların en tanınmışları, Helenlere yani Yunan halkına adını veren efsanevi kral Hellen, bir de Zeus'un her birine sevdalandığı, Protogeneia, Thyia ve Pandora adlı üç kızdır. Sisyphos, Salmoneus, Athamas, Diktys, Polydektes, Ion ve Endymion gibi, antik Yunanistan'ın efsanevi krallarının hemen tümü Deukalion'un soyundan gelmedir.

Aiskhylos - Zincire Vurulmuş Prometheus

Antik Yunan oyun yazarı Aiskhylos (d. yak. MÖ 525/524 – ö. yak. MÖ 456/455), Prometheus üçlemesinde Prometheus karakterine ilave özellikler ve vasıflar yüklemiştir. Aiskhylos, Prometheus'u hem bir tanrı hem de Zeus'un gücüne karşı koyamasa da doğru bildiği yoldan şaşmayan bir kahraman olarak görür. Prometheus ona göre eşsiz bir bilici, büyük bir mucit, insanlığa ateş gibi nice nimetleri sunmuş bir büyük insanlık dostudur. Bir Titan oğlu olduğu halde, yüksek önsezileri nedeniyle Titanomakhia'da Titanların değil, tanrıların yanında yer almış ve Zeus'un nihai zaferinde olmazsa olmaz bir rol oynamıştır. Zeus'un insanlığı önce ateşten mahrum etmek, sonra da sel sularında boğmak şeklindeki planını bozarak insan neslini yok olmaktan kurtaran Prometheus'tur. Prometheus, insanlara ateş yakmaktan tutun da hayvanları evcilleştirmeye varıncaya kadar, bütün bilgileri (mimari, astronomi, matematik, edebiyat, tıp, zanaat, kahinlik ve diğer sanatlar) öğretmiştir. Fakat bunu Zeus'un iradesi dışında gerçekleştirdiği için Skythia'da bir kayaya zincirlenmiştir. Zincirleme işini Hephaistos, yanına Kratos ile Bia'yı da alarak yapar. Skythia'da zincirli bulunduğu sırada Prometheus'un Okeanidler ve Io gibi bazı ziyaretçileri olmuştur. Bildiğimiz gibi, Prometheus, kendisine akıl danışan Io'ya yardımcı olur. Zeus da Hermes'i Prometheus'un yanına yollamış ve ondan kendi yazgısı açısından son derece önemli bir şeyi öğrenmeye çalışmıştır. Eski bir kehanete göre, Zeus'un kendisini tahtından edecek bir oğlu olacaktır. Zeus, Hermes aracılığıyla, bu çocuğun hangi kadından doğacağını Prometheus'tan öğrenmek ister, zira bunu bilen tek kişi Prometheus'tur. Fakat Prometheus, Zeus'un öğrenmek istediği ismi Hermes'e söylemeyi reddeder. Bu küstahlık üzerine Zeus küplere biner ve öyle bir şimşek çaktırır ki Prometheus'u bağlı bulunduğu kaya ve zincirleriyle beraber Tartaros'a gömer. Fakat Prometheus Tartaros'ta ilelebet kalmaz. Aradan çok uzun bir zaman geçse de, bu sefer yeni bir işkenceden geçmek için tekrar yeryüzüne çıkartılır. Prometheus'un zincire vurulduğu yeni mekan, Kafkas Dağları'dır. Orada bir kartalın ya da bir akbabanın Prometheus'a ettiği işkenceyi biliyoruz. Bu işkence, bir tanrının Prometheus'un yerine geçmeyi kabul edeceği güne kadar devam edecektir. Bu ölümsüz varlık, Apollodorus'a bakacak olursak, Herakles'in okuyla onulmaz bir biçimde yaralandığı için Hades'te yaşamaya razı gelen kentauros Kheiron olmuştur. Bazı kaynaklarsa Prometheus'un sonunda "çözüldüğü", yani yoğun işkence altında, Zeus'un bilmek istediği kadının adını (Thetis) önünde sonunda ona söylediği için, bizzat Zeus tarafından serbest bırakıldığını söylerler.

Kanatlı at Pegasos Kanatlı at Pegasos YunanMitolojisi.com