Internetteki en geniş Yunan mitolojisi sitesine hoş geldiniz! - www.YunanMitolojisi.com

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

-- Bu bölüm henüz yapım aşamasındadır --

Yunan Mitolojisi Nedir?


Mitos Nedir?

Mit nedir, mitoloji ne anlama gelir, bunları Mitoloji Nedir sayfamızda ele almıştık. Yunan mitolojisinin genel çervevesini ve özelliklerini anlayabilmek için önce mitin, mitolojinin ne olduğu konusunda kafamızda soru işareti kalmamış olması lazım. Bu yüzden, bu konular sizin için henüz netleşmemişse o sayfayı iyice bir okumanızı öneririm. Mitler (veya "mitos"lar), Türkçede en yakın "efsane" kelimesiyle karşılayabileceğimiz, eski ve geleneksel hikayelerdir. Ama mitler, bir kültürün belirli bir çağdaki inanışlarını, törelerini, adetlerini dile getirme bakımından halk efsanelerinden ayrılırlar. Diğer bir deyişle, bir mit, alelade bir efsane veya halk hikayesi değildir; çünkü tarihi veya doğayı açıklar ve bu açıklama bir inanç sistemine oturur.

Mitoloji Ne Demek?

İşte belirli bir kültürün inanç sistemi etrafında, geçmişte oluşturulmuş mitlerin toplamına da o kültürün mitolojisi diyoruz. Demek ki Yunan mitolojisi dediğimizde de eski (veya "Antik") Yunan uygarlığının inanışlarına dair mitlerin bütününü kast etmiş oluyoruz. Yunan mitolojisi, kuşaklar boyu sözlü edebiyat geleneği vasıtasıyla aktarılmış olan hikayelerden oluşur. Bu hikayelerin başlıca konusu, Antik Yunan inanışındaki varlıkların (tanrıların, tanrıçaların, kahramanların ve yaratıkların) yol açtıkları veya karıştıkları olaylardır. Bu olaylar, savaş gibi tarihi olayların veya doğa olaylarının açıklamasını yaptıkları gibi, evrenin nasıl meydana geldiğine dair de olabilirler. Pek çok mitolojik hikaye ise doğrudan doğruya mitolojik varlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini, çekişmelerini konu alır.

Hesiodos Theogonia

Bugün Yunan mitolojisini en çok edebi kaynaklar sayesinde bilebiliyoruz ki bu kaynakların başında Hesiodos Theogoniası ile Homeros Ilyada ve Homeros Odysseia destanları gelir. Hesiodos Theogoniası (Teogoni/Tanrıların Doğumu), tanrıların kökenine ve soy ağacına yoğunlaşırken Homeros destanları, Truva Savaşı ve sonrasını ele alır. Theogonia'ya göre, her şeyin başlangıcında, bir hiçlikten başka bir şey olmayan Khaos vardı. Bu hiçlikten yeryüzü (Gaia) ile birlikte Eros - aşk tanrısı-, Tartaros (Eski Yunan inanışında cehennem benzeri yer altı dünyası), Nyx (gece) ve Erebos (kör karanlık) meydana geldi. Gaia, yani yeryüzü, kendiliğinden Uranosu (gökyüzü) doğurdu; dişil Gaia'nın eril Uranos ile birleşmesinden ise altısı erkek, altısı dişi olmak üzere, ilk 12 Titan meydana geldi. Yunan mitolojisi Titanları içinde en akıllısı ve en genci olan Kronosun (zaman) doğumundan sonra, Gaia ile Uranos, başka Titan yapmadılar. Böylece Titanları, tek gözlü Kiklopların ve elli başlı, yüz kollu Hekatonkheirlerin doğumu izledi. Bu korkunç görünümlü oğullarından tiksinen ve onların kendi iktidarını elinden alacağından çekinen Uranos, Kiklopları da Hekatonkheirleri de (Güç, Öfke ve Dehşet olmak üzere üç tanedir) yerin yedi kat dibine, Tartaros'a tıktı. Uranos'un bu yaptığı karşısında Gaia'nın ana yüreği dayanamadı ve Gaia öyle öfkelendi ki oğlu Kronos'u babasına karşı kışkırttı. Babası Uranos'un erkeklik organını bir orakla kestikten sonra onun yerini alan Kronos, kızkardeşi Rheayı kendine eş seçerek Titanların başına geçti. Rhea'dan doğma çocuklarının, kendi başına da Uranos'un uğradığı türden bir felaket getireceğinden korkan Kronos, doğan çocuklarını bir bir yemeye başladı. Bundan iğrenen Rhea, oğlu Zeus doğduğunda onu sakladı, Kronos'u da önüne çocuğu yerine battaniyeye sarılmış bir taş koymak suretiyle bir güzel kandırdı. Bu taşı afiyetle midesine indiren Kronos, hiçbir şeyden işkillenmedi. Zeus büyüyüp de belirli bir yaşa geldiğinde babası Kronos'a öyle kusturucu bir içki içirdi ki Kronos o vakte kadar yediği bütün çocuklarını, en son Zeus sanıp yediği taşla birlikte birer birer kusup çıkardı. Bundan sonra Zeus, babasına meydan okuyarak savaş açtı. Nihayet kardeşlerinin ve Tartaros'dan kurtardığı Kiklopların yardımıyla adına Titanlar Savaşı adı verilen bu büyük çarpışmada babasını alt etmeyi başardı. Zeus, bu galibiyet sonucunda tanrılar tahtına ilelebet kurulurken bu kez Tartaros'u boylayan, Kronos'la birlikte, tüm diğer Titanlar oldu.

Homeros Odysseia

Homeros'un konusu, Truva Savaşı sırasında ve sonrasında gelişen olaylarsa da bu uzun epik şiirlerde birçok mitoloji referansı ya da göndermesi vardır. Kral Odysseus'un savaş sonrasında deniz yoluyla memleketi Ithaka (veya Ithaca) Adasına dönmeye çalışırken başına gelen olağanüstü olayların anlatıldığı Homeros Odysseiası, birçoklarının gözünde, tarihte yazılmış ilk romandır. Yunan Mitolojisi, sırasıyla Homerik ilahiler, epik şiir fragmanları, lirik şiirler, M.Ö. 5. yüzyıl Yunan tragedyaları ve Helenistik dönem alimlerinin eserleri yoluyla korunduktan sonra Roma uygarlığına geçmiştir. Yunan mitolojisine dair önemli bir diğer kaynak ise arkeolojidir. Vazo resimlerinde, birçoğu heykel veya kabartma biçimindeki tapınak adaklarında mitolojik figürler ya da sahneler tasvir edilmiştir. Üzerinde Truva Savaşı'ndan ve Herkül'ün (Herakles) maceralarından çeşitli sahnelerin resmedildiği, M.Ö. 8. yüzyıla ait seramik çömlekler bulunmuştur.

Yunan mitolojisinin doğuşunda kuzeyden akın eden barbar kavimlerin Balkan Yarımadasını istilaları önemli bir yer tutuyor. Böylece tarımla uğraşan Balkan halklarının animist inancı, güçlü, savaşkan, hatta zalim karakterli yeni tanrılarla tanışıyor. Fakat zaman içinde, belki de Balkan halklarının barbar istilacılara karşı verdikleri mücadelenin paralelinde, Yunan mitolojisinin de karakter değiştirdiğini, kabaca üç veya dört ana evreden geçtiğini görüyoruz. O evreleri şöyle özetleyebiliriz :

Olympos Tanrıları

1) "Tanrılar Çağı" veya "Tanrıların Doğuş Çağı" : Tanrıların, dünyanın, insan soyunun kökenine dair mitlerden oluşan bu ilk evre, yukarda bahsettiğimiz Hesiodos Theogoniası ile karakterize olur. Panteon deyince hem bir halkın tapınmış olduğu ilahlar topluluğunu hem de en büyük tapınağı kast ederiz. Titanların alaşağı edilmesinden sonra, bu ilk anlamında, yani tanrılar topluluğu anlamında Yunan "panteon"u şu 3 gruptan oluşuyordu: 1) Olympos tanrıları 2) Kır tanrıları 3) Yeraltı güçleri. Panteon hiyerarşisinde en üstte yer alan Olympos tanrıları, kadroda dönem dönem ufak tefek değişiklikler gözlense de, sayıca her zaman 12 tanrı ve tanrıça ile sınırlı kalırlar. Bu sayının hep 12 olmasının bir nedeni, Zodyak kuşağındaki 12 astrolojik burç olabilir. Olympik tanrılar, Zeus, Hera, Poseidon, Demeter, Athena, Hestia, Apollon, Artemis, Ares, Afrodit, Hephaestus ve Hermes'ten oluşur. Hestianın sık sık Dionysos ile yer değiştirdiği görülür. Ayrıca Demeter kültünün ve Eleusis misterlerinin etkisiyle Hades ve Persephone gibi ölümsüzlerin ve Herakles (Herkül) ile Asklepios'un da zaman zaman bu lige taşındığı görülür. Olympos tanrılarının her biri hayatın farklı bir yönüyle ilgilenir. Athena bilgelik ve cesaret tanrısıdır, Ares savaş tanrısı, Afrodit güzellik tanrıçası, Hestia aile tanrıçası vb. Bazı tanrı(ça)ların tek ve belirli bir fonksiyonu varken Apollon ve Dionysos gibilerinin çoklu veya kompleks görevleri vardır. Kır tanrıları grubunda ise başta satirler (yarı keçi, yarı insan mitolojik varlıklar) ve satirlerin tanrısı tanrı Pan olmak üzere, nehir tanrıları ve nimfler (veya nemfler) yer alır. Nimfler, tümü de istisnasız dişi ve yarı-ölümsüz, güzel perilerdir. Bulundukları yere göre çeşitli adlar alırlar. Örneğin Dryadlar ağaçlarda (özellikle de meşe ağaçlarında), Naiadlar akarsularda, Nereidler denizde, Oreadlar dağlarda yaşarlar. Nimfler ölümsüz olmasalar da ölümsüz tanrıların içeceği olan ambrosia ile beslendiklerinden, çok uzun yaşar ve hep genç, güzel kalırlar. Yeraltı güçleri grubunda Ölüler Ülkesinin tanrısı olan Hades'le birlikte Erinysler bulunur. Sözlük anlamı "görünmeyen" demek olan Hades, başına görünmezliğini borçlu olduğu bir miğfer takan, korkunç görünümüne karşın kötü veya kaprisli olmayan bir tanrıdır. Yeraltı tanrısı olması sebebiyle sahip olduğu bütün yeraltı zenginlikleri, değerli madenler, Hades'i öylesine bolluk ve zenginliğin sembolü yapmıştır ki Romalılar Hades'in adını Pluto, yani varlıklı diye değiştirmişlerdir. Hades'in karısı, Zeus ve Demeter'in kızları olan Persephone'dir. Hades'in adı mitolojik öykülerde pek geçmez; en büyük hikayesi de karısı Persephone'yi Ölüler Ülkesine kaçırışıyla ilgilidir. Erinyslere gelecek olursak, bunlar da kötü değil, insanlığın iyiliğini isteyen, koruyucu varlıklardır. Ancak "erinys"in Yunancada "öfke" demek olduğundan da anlaşılacağı gibi, Erinysler, suç işlemiş herkesi, ölümlü veya ölümsüz ayrımı yapmadan cezalandırırlar. Kısaca, bir anlamda vicdanı, vicdan azabını simgeledikleri söylenebilir.

2) Tanrıların Ölümlülerle İlişkiye Geçtiği, İnsanlarla Karıştığı Çağ : Romalı şair Ovidiusun Metamorfozlarına dayandırılan bu dönemde, ölümsüz varlıklar ölümlülerle sınırlı da olsa bir iletişime geçmeye başlarlar. Bu iletişim ya aşk biçiminde, yani pozitif yönlüdür ya da negatif bir cezalandırma eyleminden ibarettir. Ölümlü-ölümsüz arasındaki aşka dayanan hikayelerin ezici çoğunluğu, ölümsüz bir tanrı ile ölümlü bir kadın arasında yaşanır. Bu aşk, bazen zorla sahip olma yoluyla da olsa, meyvesini mutlaka verir. İlişki karşılıklı aşka dahi dayalı olsa sonu genelde kötü biter. Bu yüzden de bu hikayelere daha çok ölümlüleri ölümsüzlerle ilişkiye girmemek konusunda uyaran meseller gözüyle bakabiliriz. İkinci türdeki ölümlü-ölümsüz ilişkisi ise bir tür meydan okuma veya yarışa girişme sonucunda başlar. Bir ölümlü, bir konudaki olağanüstü yeteneği sebebiyle veya bir şeyi icat etmiş olması sonucunda kendini ister istemez bir tanrının karşısında bulur, sonuçta da bu cüretine karşılık o tanrı tarafından kötü bir cezaya çarptırılır. Sayıları oldukça fazla olan bu ceza hikayelerinin en ünlüsü, hiç şüphesiz, tanrılardan ateşi çalan Prometheusun söylencesidir. Bu hikayelerden alınacak ders, tanrılarla aşık atmaya kalkışmamak ve onları kızdıracak işlerden, davranışlardan uzak durmaktır.

Mitolojik Kahramanlar

3) Kahramanlar Çağı : Başta Herakles (Roma mitolojisinde "Herkül") olmak üzere, Bellorophon, Perseus ve Theseus gibi Yunan mitolojisi kahramanlarının sahneye çıktıkları dönemdir. Bu ölümlü kahramanların bazı ortak özellikleri vardır; babalarının genelde bir tanrı oluşu, Medusa veya Chimera gibi mitolojik canavarlarla boğuşarak onları alt etmeleri, eşsiz yiğitlikleri, güçleri, bazen de hikayenin sonunda tanrılar tarafından trajik bir ölüme gönderilmeleri gibi. Yarı tanrı yarı insan Herakles'in başardığı işleri saya saya bitiremeyiz: Bir sürü canavarı öldürmek, altın elmalar, sığırlar çalmak, boğalara, yabandomuzlarına diz çöktürtmek, ahır temizlemek, bir yıl kadın kılığında çalışmak, Prometheus'u zincirlerinden kurtarmak, Argonotların seferine katılmak, Truva'yı yağmalamak vs. vs. Gördüğümüz gibi, kahraman olmak o kadar da kolay bir iş değil! Üstelik bunca yiğitlik gösterip cefa çektikten sonra sen tut, karının yersiz kıskançlığı yüzünden kendini alevlerin içine at! Hiç olacak iş mi? Zaten Zeus da "olmaz öyle" demiş ve Herakles'e Olympos'ta ölümsüzlük bağışlamış. Herakles, üstesinden geldiği kahramanca işler kadar, gülünç yönleriyle de hem tragedya hem komedyaya konu olmuş, fakat her zaman en büyük güç ve cesaret timsali olarak kalmıştır. Özellikle Dor kralları, soylarını bu büyük kahramana dayandırmışlardır. Ünlü bir diğer kahramanlık öyküsü, Altın Postu bir düş ülkesi olan Kolhisten getirmek üzere denize açılan Argonotların ve onların önderi olan Iasonun (veya Yason) hikayesidir. Argonotlar, denize "Argo" adındaki gemiyle açıldıkları için kendilerine Argonot ismi verilmiş olan denizcilerdir. Anadoluyla yakından alakalı bu hikayenin, Yunanlıların ticaret kolonileri kurmak amacıyla Karadeniz'e açıldıkları tarihlere denk geldiği sanılmaktadır. Üçüncü büyük kahramanlık öyküsü, içinden Hektor, Akhilleus (Aşil), Paris, Odysseus gibi nice kahramanı çıkarmış olan Truva Savaşıdır ki Yunan mitolojisinin bu savaşla birlikte doruğuna ulaştığını, doruğa ulaşır ulaşmaz da orada kaldığını, yoluna daha fazla devam etmediğini söyleyebiliriz.

Hıristiyanlığın ortaya çıkışına rağmen Yunan mitolojisi Batı uygarlığının her döneminde sanatçılara ilham kaynağı olmaktan geri kalmamıştır. Özellikle Rönesans Avrupasında, Antik Yunan medeniyeti, felsefesi, sanatı ve mitolojisiyle tam anlamıyla yeniden canlandırılmıştır. O güne dek Yunan medeniyetini neredeyse sadece Romalıların ve klasik dönem Arap alimlerinin yazdıklarından tanıyan Avrupa'da, Yunanca öğrenmeye ve bu büyük kaynakları orijinal dillerinde okumaya yönelik, büyük bir eğitim seferberliği başlamıştır. Yunan mitolojisi, Dante ve Leonardo da Vinci'den tutun da Mozart operalarına, oradan da James Joyce'a kadar, Avrupa sanatının her durağında etkisini çok güçlü bir biçimde duyurur.

Kanatlı at Pegasos Kanatlı at Pegasos © YunanMitolojisi.com